Pages

1 Eylül 2011 Perşembe

Belkide saçmalıyorum....

          Hüznü kokluyorum gecede,loş bir ışıkta duman soluyorum. Hayat diyor, buna da alışıyorum. Gecenin dördü olmuş; bir nefes daha alıyorum sigaramdan, odama dolarken yaz ayının son serin yeli. 
          Aklıma düşüyor işte, hepte orada ya neyse. Geçmişin özlemi. Kısa kısa gülüyorum artık. Eskiden sabah yolda yürürken yüzüme, gözüme vuran, sokağı aydınlatan, gölgeleri doğuran güneş artık yetmiyor mu ne gülümsememe?
         Bana, bana, hep bana, diyor şarkıda. Evet ya tamda öyle. Nice şairlerin dilinden tarif edilen hayat. Solgun bu günlerde, kalemden akan mürekkepten. İki elimin arasında yanan, alev alev değil kor bir hayat.
          Bir nefes, bir nefes daha derken. Gecenin bu durulan, yaşamların sessiz, kolay, daha az acıyan saatinde. Daha bir canlı geçmiş. Kapımı tekme tokat çalıyor. Evde yokuz desek ne. Patavatsızca kapıyı-pencereyi kırıyor. Seviyorum, özlüyorum hala oradayım. Girse ya ne de güzel olur. Girmiyor. Kendimi kandırıyorum. İnsan cahilken, daha mutlu. Fazlaca olan her şey dibi; bilmek, öğrenmek birden-iki olmak insanı mutsuzluğa itiyor. Küçük ama mutlu olduğumu hatırlıyorum. Evde yanan sobanın; beyaz kireçle boyanmış tavanında yansıyan, tavanda raks eden alevlerin ışığının sevinç kaynağı olduğu günleri özlüyorum. Hep mi gidilir? Geride kalanlardan.
         Sokaktan kan-ter içinde gelip; şişeyi kafana dikmektir, mutluluk.Biraz kızıyorlar bardak kullanmamana ama şişeden içmeyen var mı mutluluğu? Şimdi bardakmış, kadehmiş, kristal olsa da tadı yok be...
          Artık hepsi yarım. Her cümle-kelimem de olduğu gibi. Hatırladığım anlar gibi. Yarım hayatların sahibiyiz.Yarım dünler, yarım bu gün yarın zaten yarım. gittiğinde-gittiklerinde. Tam porsiyon söylenen yemeğim de yarım.Öylesine açım ki oysa; yesem yesem doymam. İçsem içsem kanmam.

          Rafları silinen büfe gibi, tozları öksürtüyor, geçmişin de.

          Umut şimdi; dizlerimin titremesi gibi, bağlarının çözülmesi gibi.

          Koşmak isteyip de, tekerlekli sandalye de mahkum olmak gibi.

          Gelecek; eskiden beklediğim ekmek kuyrukları gibi. Parkın bir köşesinde. Tez gelse de iki kaysam, belki, belki sallanırımda.
          Sallanmak demişken; anlatacak kelimeler el ele tutuşup da bir araya gelmiyorlar. Yaşanacak bir duygu. Hayat gibi. Heyecanlı, tutkulu, her an düşme korkusu.İçine dolan hava gibi. Biliyorsunuz ya işte...
       
           Hayat böyle, yaşamaya korkuyoruz. Lakin bir kere başlayınca bir daha bırakamıyoruz.


                                                                                    zaman : )( :

0 yorum:

Yorum Gönder

Yk