Pages

16 Ekim 2011 Pazar

Oyun İçinde Oyun

Akşam yerini çoktan geceye devretmiş, suretler gölgelere gizlenmişti. Boş boş gülesim var. Artık anlamlı anlamsız. Hıh.... bir soluk, hava buharı gecenin karanlık, soğuk, puslu sokaklarına armağanım olsun. Gülüşlerim, sızlıyor ama kime ne, sadece benim içimde. Bakabilir misin gözlerime? uzun uzun bütün bir gece. Biliyorum delice. Daha başlamadık. Henüz erken. Belki de çok geç. Kime göre? Hayat kime göre. Birisi çıkıp sen sesli, büyük kahkahalar saçıyor. Birisi köşede başka toprak başka ilde, ellerden el, açlıktan, savaştan, vs vs vs ama insanlığı olmayan insanların elinde ölüyor. Ölüm bir kurtuluş. Onun için. Bu hayatların, yaşamın zorluğu yanında. Azrail'e bile tebessüm edebilir.
Ben, hayatta, hayatı bir yazın metni olarak alırsak; devrik cümleler, kafiyeli kafiyesiz beyitler, başı olmayan ve sonlanmayan dizinler gibiyim. Anlamadığınızı söylüyorsunuz. Herkese göre farklı şeyler ifade ediyor. Belkide anlamak istemediğinizden, yahut çabalamamaktan ötürü... Anlamak gerçeği kabul etmek ve bunun getirilerine boyun eğmekse, hiç bir insan kolay yoldan gerçeği seçmez, belki.


Ben kimim? Aslında sorunun cevapsız olduğunu anlamak için çok uzun bir çaba, hayat harcıyoruz.


Bu hayat kime göre? Kim kimin hayatında, kimi temsil ediyor? Hepimiz çaktırmadan, birilerinin hayatında 'kim' rolünü oynuyoruz. Birisinin kimi; çocuk, ötekinin ki; anne, bir diğerinin ki arkadaşken; O'nun ki 'aşk'. Bu rolleri oynarken gerçeği oynayan, gerçek dışı kişiler miyiz? yoksa gerçek kişilerin oynadığı hayali bir metinden mi ibaret? Bunu bilmiyoruz  ama o zaman yazılanı yaşamanın zorluğu artıyor. Bilinçsizce, bir bilincin ta kendisiyiz. En baştan kaybedilen bir oyundayız. Peki kazanamayacağın bir oyunu sürdürmenin manası ne? Kaybetmek bize sürpriz olacaksa, bu bir beklentiden ötürüdür.Beklentileri yıkarsan kaybetmek belkide kazanmaktan daha üstün olabilir. Oyun hatalı ise kurallara göre göre oynamak seni kazandırmaz. Aksine tuzağa çeker. Bu durumda kuralları sen koyarsın. Yani oyun içinde oyun. Sanıyorum ki bildiğimiz anlamda bir kazanım sonumuz olacaktır. Şimdi sıra kaybetmekte. Kazanmak için kaybetmek gerekiyor. Olması gerektiği gibi.

15 Ekim 2011 Cumartesi

düştüm dal oldum

ben de vardım
baktım yokmuşum
güçlüydüm dağ devirirdim
düştüm dal oldum
kopmaz kaya gibiydim 
 esen rüzgara yelken oldum
sonsuz dağların hakimiydim
solan çiçeklere hayran oldum


gönlüm deli

ömrüm seni
            gülümdikeni          
sözüm erini
yüzüm güleni
dünüm güneşi
ölüm ölmemi
benliğim seni
sonsuza dek tek yürek

6 Ekim 2011 Perşembe

belki de bu nedenle bu kadar asi, dik başlıyım

        Duvarda bir ceket, kapı önünde bir çift ayakkabı. Bunları hatırlıyorum geçen onca yıldan kalan silik hatıralarda. Yada ellere, gömleğe sinmiş dışarının kokusu; sigara, kıraathane veya insan vücudunun sabitleşen o alışılmış tanıdık silik ekşi kokusu. Her gün var olan, ama gittikçe büyüyen bir boşlukmuş aslında bunların bütünü.
        Tam hatırlayamıyorum, en son kaç yaşımda görmüştüm gözlerinden ta içini ? Çok büyük boşluklar var benim sandığımda. Bazen çatık kaşların altında renkli bir çift göz belirir gibi oluyor, ama sonra beceremiyorum, gözlerimin önünden yağmur damlaları gibi silinip gidiyor. Sanki yokmuş gibi ama hissettiğim o şey, duygu mu duygusuzluk mu işte o hep var. Hani hatırlamaya çalışıp da asla hatırlayamadığınız bir tat, koku, isim, ten veya iki mısralık bir şarkı gibi. Kafayı yediriyor. Bir süre sonra alışıyorsun. Artık 'O' da "suretin; suretinin, sureti" oluyor. 
         Hani filmlerde, dizilerde olur ya; insanlar bir eşyaya bir nesneye çok fazla anlam yüklerler. Yıllar geçer o eşya, nesne yok olur gider ama taşıdığı anlam asla gitmez. Ben de bir kaç tane böyle nesne hatırlıyorum. Birisi bir bere mesela, bir diğeri bir mantar bıçağı veya hala gördüğüm el emeği bir iskemle. Bunlar bazen saçma gelse de ansızın saklandıkları yerden çıka geliyorlar işte. Hepsi bu. Oluyor öylesine, gelişi güzel. Oluşuna, zorlama veya horlama olmadan.
          Kulağımda bir ses var. Bazen fazlaca hiddetli kendini öylesine güçlü hisseden cılız beden sahibi bir ses. Kendince haklı, ama sadece ses var. Bazen hani bağımlı olursunuz ya işte öyle bir ses. Nefes alış verişlerini kontrol edip sağlamasını yaptıktan sonra, sadece bir ses olmasına rağmen şükrettiğim, bir ses. 
          Her zaman duvarda asılı bir ceket, kapının önünde bir çift ayakkabı, odaya yayılan dışarının kokusu, sigaranın o tarifsiz iticiliği, belki lakayt belki aşırı rahatsız edici anlamaz bir konuşma, çızırtı gibi. Yine o ses; hayatımın anlamlı boşluğu. Bunlar adeta birer obje haytımda. 
           Oysa ben ardımdaki dağlar olduklarını tarif etmek istedim ama maalesef değiller. İşte belki de bu nedenle asi, dik başlı vs vs vs birisi oldum çıktım. 
          En başta herkes birer killi toprak. Sonrasında seni sen yapan şekillendiğin eller. Ve bu eller gün gelip seni yargılayan eller halini alacaklar.

(
http://www.youtube.com/watch?v=NG2PWwfbCw4)

16 Eylül 2011 Cuma

Ölümüme güldüğümü ne bilebilirdim? Bilemedim.

Biz; doğduğumuz gün, ilk nefesi aldığımızda intihar etmişiz.Bir anne,bir ebenin telaşı, birilerinin heyecanlı bekleyişleri, narkozu, neşteri, hemşiresi, steril ortamı, kazanılan paralar (bizim sırtımızdan), ödenilen bedeller (bencilce sırf kendi isteklerine) ve ardından olanca sevinç ifade eden sesler ve davranışlar eşliğinde ilk intihar girişiminde bulunmuşuz. 
     Sonra ebenin (hayatın) attığı ilk tokat, popoya iniverdi ve sık sık veya asla olmayacak , bilinmez bir şey; herkes gülerken biz ağladık.Yaşlar tomurcuk tomurcuk, kandan al al olmuş, kıpkırmızı yanaklarımızdan süzüldü. Ebenin (hayatın) dünyayı bize ilk kez tepetaklak edişi, işte bu andı. Ayaklarımıza vurulan ilk prangalar; ebenin yaşlanmış, çillenmiş, incelen derili, bembeyaz tombul elleriydi.
     Ne düşünüyorum biliyor musun? Hani hep ebeye saydırıp sövülür ya, "ebeni s*keyim... ebeni belliyecem..." falan filan şeklinde, işte aslında haklı olunabilir. Çünkü ilk olarak ebemiz bizim hayatımızı bellememiş mi? Ebesini s*keyim...onun ben.
     Sonra bekleyişler içinde, ardı ardına tütün tüketen, nefes boğan kişi; hiç düşünmedin mi acaba oğlumun tertemiz, daha oksijenin bile yaktığı ciğerlerini dolduracak, yaşatacak (buna yaşamak denirse) havayı kirlettiğini. Eminim düşüncesizliğin bundan da eskiye bu olanlardan da başka olmuşlara eriyordur. Mesela; geleceğimi düşünmemiş ve en son olarak "yaşlanınca bize bakar" diye iç geçirdiğini duyabiliyor, bir 'yatırım', finansal bir kaynak olduğumu göz önünde bulundurmadan edemiyorum.
     Bunlara rağmen bir an, hani o ilk gülümsemem var ya? Çok merak ediyorum, birilerinin içinde şenliğe, sıcak yaz günlerinden, çiçekli bahar mevsiminden, dünyada ki en güzel şeylerden daha derinde bir hissiyat verdi mi?
     Bilmiyorum. Gerçekten kim kim, kim ne hissediyor veya kim sahici, bilemiyorum. Öyle saf gibi etrafa bakarken, gülümserken; ölümüme güldüğümü ne bilebilirdim. Bilmeliydim, bilemedim. 

11 Eylül 2011 Pazar

Yağmurlar Başladı


     Nasıl mıyım? dün gibi; hep dünlerdeyim; yarınlara, bu günlere alışamadım. Sadece katlanıyorum.
Tahayyül bile edemezsin. Ben umursamaz değilim, aksine çok umurumda, olan biten, sen, dünya, o sokağı dönemeden devrilen çocuk, çocuğu eve bir daha yürüyerek giremeyecek olan ana-baba, kahrolan her gün, içki masalarında tükenen hayatlar, gözlerde tükenen umutlar, en çok anlaşamayan derdini anlatamayan anlanmak istenmemiş, sualsiz ve suçsuz katledilen bedenler, tek derdi özgürlük olan ama adını karalayıp kendilerinin karşısına karalanarak konulan, hedef yapılan, araç edilen taze bedenler bir de Küçük Yağmur:
 Annesi onu yağmurlu bir hazan sabahında dünyaya getirmiş, kadın nereden bilsin ki; bir kere dahi göremesin, kucağına alıp sevemesin, ak sütünü helalinden emziremesin, ilk ağlamasını duyamasın... 
Yağmur öyle ağlamış ki; sanki babasının daha annesinin hamileliğini öğrenip söylemesinin ikinci haftasında, annesinin Yağmur'a hamileliğinin dokuz-onuncu haftasında yani hiç bir iz bırakmadan resmen piç gibi ortada bırakıp gittiğini biliyormuş gibi... 
Babası hiçte sağlam papuç değildi zaten. Tam bir piçti kendiside, fırlamanın teki, adi herif hapisten çıkmazdı, hepsi de adi suçlar. Ama nasıl bir şeyse  bu kader denen şey Selma bu adi herife dut gibi aşıktı ve bu adam Selma'nın sırtında bir kamburdan farksızdı. Sigara parası, kumar parası, içki parası... ver babam ver. Tek iyi yanı Selma'ya öyle sözler ederdi ki bu piç kurusu  kız kendini onun yanında Prensesler gibi hissederdi ve koruma kollamasına sahiplenmesine bayılırdı. Nede olsa hiç bir zaman bir yere ait olamamıştı Selma. Millet gibi davranmazdı ona ama kan emici bir sülük olduğu gerçeğini değiştirmez bu elbette. Gittiği iyi olmuştu yani. Tahminimce kalsa, Selmadan sonra Yağmur'unda sırtından geçinirdi. Tabi annesinin sıcak kucağında güvenli kollarında olması gereken ama talihsizliğin daha doğmadan peşine düştüğü ve onu şu koca dünyada bir başına koyan kaderde; Yağmur'a kim bilir belki bu zibididen daha iyi davranacak kimse de yoktu ya bunlar işin yaşanmamış keşkesel yanları.
Sonuçta Yağmur annesiz-babasız küçücük elleri ve ayaklarıyla daha güç iddia edebilecek yaşta değildi. Sadece ışıl ışıl gözlerle bakan çok tatlı annesi gibi dünyalar güzeli olacağı belli bir Havva kızı idi.....

Nasıl mıyım?


     Nasıl mıyım? Gölün derinlerinde ki 'canavar' diye addedilen o yaradılan gibiyim. Varla yokun evladıyım. Suskunum biraz, fazlaca...
Bana bakıp korkuyorlar, ama belki bende onlardan ürküyorumdur?
Hiç hislerimi düşünmeyen, aldırılmadığım bir dünyadayım. Tamam zoru severim. Gel gör ki bu zorluk değil, çirkeflik. Bende hatalıyım, ifade edemiyorum. Ama nasıl ifade edilir ki? bilmiyorum. Veya hiç bir söylem karşılamıyor bu açığı, sözler fakir fukara. Ama anlamakta istemiyorlar ki; başlarından savuşturulası bir hiç. Gerçi bende anlatmak istemiyorum. Kendimi açıklamak, tek tek şu şöyle demek, çok yorucu ve kırıcı.
Nasılım ha? ;
Mutlu veya mutsuz değilim. bir boşluk gibiyim. Varla-yok...
Solgunum biraz, göz önünde ki değil, güneş görmeyen odada.
Sen gibiyim biraz. Sen de arada benzer tatları barındıran bir şeyin kokusu gibi hissedesin ya, heh işte öyle. Ama bunu anlatamazsın vardır. Ama nasıl varlığını gösteresin, bildiresin? hissedersin işte 'aşk' gibi...
Allah (tanrı) gibi....
Ben de varım ama sadece bildiğin hissettiğin gibi... fazlası değil
İşte inançlar gibi. düşler gibiyim bu sıra önce kurulmuşum; şimdi bir bir yıkılıyorum, kırılıyorum...kendi ellerimle, olmayan gücümle;
Güçlüyüm işte güçsüz olduğumu kabullenemeyecek kadar...
Güvensiz, umutsuz, susuz 
Bazı garlar gibiyim; yolcuları geldiğinde kalabalık; sonrası yırtık biletleri, ıslık çalan lokomotifleriyle, başlı başına bütün ama anlamsız zamanlardayım. İçsel bir yolda yolu bilmeden ilerliyorum işte, mucize bekliyorum, olmayacağını bile bile... 
Ben diyemeyeli çok uzun zaman oldu; o kadar ki benliğimi unutmuşum. Uzun bir kış yaşıyorum sanırım; umarım baharı beklediğim gibi olur; bu güne kadar beklentilerimin olmayışının aksine. Aksi birisiyim hala, hala çok sinirliyim. Birikmişlik yan etki yapıyor. Dolup taşamazsan patlarsın ya; ara ara patlıyorum, yine zararı kendime.




6 Eylül 2011 Salı

Uçurtma Avcısı

   Okumaya ve bu yazıyı yazmaya çok geç kalmışım bu bir gerçek Okumayanlar varsa ertelememenizi tavsiye ederim. Kitap hakkında her yerde, arama motoruna yazdığınızda fazlaca edebi veya yorumsal içerikle karşılaşabilirsiniz. Bunların hiç birisini okumadım, ki; görüşlerim aktaracaklarım kes-yapıştır dan farklı olsun. İsterseniz okuyun inceleyin ama ben bunu tavsiye etmem. Bu yazıda da her hangi bir yetkili veya edebi açıdan bilgili birisi olarak bulunmuyorum. 
   -İlk olarak şunu söyleyeyim, samimi konuşursak, gidin kitabı alın okuyun, bu yazının devamını da okumayın. Aklınızda bir şey belirmesin ki; okuduğunuzdan gereği gibi haz duyasınız.


     Eser ve karakterler, sizi tamamen kitabın içine çekerek kitabı okumanızı engelliyor. Kitap artık okunmaktan çıkıyor ve yaşanmaya başlıyor. Ansızın kitabın içinde bir karakterin kıyısında yada her şeyi gören ama müdahil olamayan bir gözlemci oluyorsunuz. An ve an, rüya gibi adeta. Betimlemeler o kadar iyi oturtulmuş ki 'cuk' kelimesi bu kadar anlamlı olur. Sanki Emir'e iki tane vursam içim rahatlayacak, bağırsam beni duyacak gibi; sövdüğüm anlar olmadı değil.
     Karakter tahlili yapmak istemiyorum. Tamamen insanların her birinde, hatta sende, her birimiz de olan cinsten ama açığa vurulamayan yüzleşemediğimiz kişisel özelliklerimiz çok güzel bir şekilde kitaba nakşedilmiş adeta. Ne tamamen bir süper kahraman, ne de filmlerde gördüğümüz imrenilesi~iğrenilesi bir kişilik kalıbı biçilmiş. Bu kesin kes yaşanılmış bir kitap olmalı. Bu bir kitap değil, satırlara hapsedilmiş bir yaşam. 



     -Okurken soluğum kesilip, nefes almaksızın sayfaları nasıl çevirdiğimi bile anlamamışımdır...


     Kitap bir yaşamı, toplumsal olayları, savaşı, sömürüyü; savaş sömürüsü, kişisel sömürü, etnik çatışmayı,  cinsel istismarı (pedofili), göçü anlatıyor ve bu burnumuzun dibinde olan biteni naklen yaşattırıyor. 


     Daha fazla ayrıntıya girmeden kitaptan alıntı yapmak istiyorum. Okurken beğenimi çeken bir kaç paragrafı not etmiştim.Belki daha net bir fikir edinmenize yardımcı olur.


"Kefareti ödenmemiş günahlarla dolu geçmişimdi."
"Yeniden iyi biri olmak mümkün."
"Çocuklar boyama kitabı değildir. Onları en sevdiğin renklere boyayamazsın."
"Küfretmeye bile değmezsin." 
"Ama kendimi şu bakımsız havuz kadar boş hissediyorum.Bacaklarımı sarkıttığım havuz kadar."
"Geri çekilmiş; artık tek görebildiğim pencere camının gerisinde ki, erimiş gümüşe benzeyen sağanaktı."
Baba Emir'e  söylüyor:
"Belki 'kendi' nin nasıl yazıldığını bilince, öğretmen bana bir yıldız verir, ben de koşa koşa eve gelip sana gösteririm, ha?"
Kitapta sıkça duyacağınız ve bir sözcük öbeğinden, karakterlerin bir araya gelip oluşturduğu anlamlı anlamsız nice bütünden, cümlelerden, paragraflardan çok çok fazla olan ve fazlasını ifade eden bir cümle, altı kelime, on üç hece ve yirmi dokuz harf: 
-Tavşan dudaklı 'Uçurtma Avcısı' ndan:  
"Senin için bin tane olsa yakalarım." 
Bu cümle aslında kitabın özü. Bunu dikkatle kalbiyle okuyan birisi kitabı da okumuş gibi olur.
Emir aşık olur:
"Bit pazarında bulduğum prensesim. Yelda'mın sonunda doğan güneş." (Süreyya)
"Kanserin pek çok adı var. Tıpkı şeytan gibi."
"Evet, artık biliyorum- bildiğini biliyorum. Asef'i, uçurtmayı, zarfta ki parayı, akreple yelkovanı fosforlu kol saatini biliyor. Baştan beri biliyordu."


"Zendagi Migzara ~ Hayat devam ediyor"
"Yalnızca yaptıkların ve yapmadıkların var."
"Gerçek yanıt, hayırdı. Yalansa, evet. İkisinin ortasında karar kıldım: 'Bilmiyorum.' "
"Ama zaman çok aç gözlü bir şey-bazen, bütün ayrıntıları çalıp kendine saklıyor."
"İşte, gerçek Afganistan bu, Ağa Efendi. Benim bildiğim Afganistan. Sen mi? Sen burada her zaman bir turisttin, yalnızca haberin yoktu."
"Bir başka dünyada olsaydı, bu çocuklar kamyonun arkasından kaşamayacak kadar aç olmazlardı."
"Baba o gece beni öyle kızdırmış, öyle korkutmuş, öyle gururlandırmıştı ki."
"Aşkın en pürüzsüz göründüğü an, dertler bastırıverdi."
"Burası hiç de korunaklı değil. Yiyecek yok, giysi yok, içecek su yok. Buradaki en bol şey, Çocukluğunu yitirmiş çocuklar...İşin en acıklı yanı bunlar şanslı olanlar."
"Şimdi mutlu oldun mu? Kendini daha mı iyi hissediyorsun"
"Çocuk çok ama çocukluk yok."


       *Okurken, bir bardak çay-kahve doldurun fokur fokur kaynak ve daha sonra buz gibi 'ıce tea' için. 
He söylemeden geçmeyeyim. Kitaba 'ağlatan kitap' da diyebiliriz. Yaşlarınıza hakim olamazsanız salın gitsin.Keyifli okumalar-yaşamalar dilerim.

'Dostet Darum' 


                                                                                              zaman :)(:

Zındık Sanman Beni

Derviş ilen gezerim, şarap neyin içerim, sanman beni zındık, alimi de bellerim...
bir testi değil mey dediğin, dem deme geçer ömür, bu yüklü yürekten...
kanmazdı dil konuşmaya, akşamdan sabaha, lal ettik....
bilmezdi gönül, pır pır uçmak nedir, kolunu kanadını kırdık da verdik.... 
bir lokma azığınan, üç gün gittik ... 
gel de gör bizi, bizden öte de duran seni...
coşkun enginlerdeydin, kaf dağlarının prensi...
şimdi bu virane de; dizimin dibinde, virane olmuş ömrüne içerleme...
soluksuz kaldım, deme. nefes almayı öğrenmeden tükettin ya hep, gel de nüfus etsin ciğerlerine... 
muştalarla ezdik biz nefsimizi, burnun büyükse eşikten girme...
deliyiz evet, deli misin? diye terane etme...
akıl ermez, aklın yetmez ...
sen kaybolmuşsun, kervan beklemez....
bir yudumla başlarsın, sonra sen olursun bir yudum, dediğin melun...
yalnız yürür, yalnız ölür, biz gibi gelen,  gidişini geldiği gün görür... 
dilbazlarla, şen şakraklarla düşüp kalkan; gözü ama, dili lâl, gönlü fakir şeytanın yaveridir.....
acı içtik kadehten, dert biçilmiş ömrümüzden ...
eksik olmadı sırtımızdan urba, elimizden eğri bir asa....
geceleri yollandık, karanlıktan korkma, içinden öte nur yağar gece gönlüme....
serindir, bir adım ötesi görünmez sisten ...
feyz al yüreğinden daha sıcak-parlak, geceden....


                                                                                                                      zaman :)(:

1 Eylül 2011 Perşembe

Belkide saçmalıyorum....

          Hüznü kokluyorum gecede,loş bir ışıkta duman soluyorum. Hayat diyor, buna da alışıyorum. Gecenin dördü olmuş; bir nefes daha alıyorum sigaramdan, odama dolarken yaz ayının son serin yeli. 
          Aklıma düşüyor işte, hepte orada ya neyse. Geçmişin özlemi. Kısa kısa gülüyorum artık. Eskiden sabah yolda yürürken yüzüme, gözüme vuran, sokağı aydınlatan, gölgeleri doğuran güneş artık yetmiyor mu ne gülümsememe?
         Bana, bana, hep bana, diyor şarkıda. Evet ya tamda öyle. Nice şairlerin dilinden tarif edilen hayat. Solgun bu günlerde, kalemden akan mürekkepten. İki elimin arasında yanan, alev alev değil kor bir hayat.
          Bir nefes, bir nefes daha derken. Gecenin bu durulan, yaşamların sessiz, kolay, daha az acıyan saatinde. Daha bir canlı geçmiş. Kapımı tekme tokat çalıyor. Evde yokuz desek ne. Patavatsızca kapıyı-pencereyi kırıyor. Seviyorum, özlüyorum hala oradayım. Girse ya ne de güzel olur. Girmiyor. Kendimi kandırıyorum. İnsan cahilken, daha mutlu. Fazlaca olan her şey dibi; bilmek, öğrenmek birden-iki olmak insanı mutsuzluğa itiyor. Küçük ama mutlu olduğumu hatırlıyorum. Evde yanan sobanın; beyaz kireçle boyanmış tavanında yansıyan, tavanda raks eden alevlerin ışığının sevinç kaynağı olduğu günleri özlüyorum. Hep mi gidilir? Geride kalanlardan.
         Sokaktan kan-ter içinde gelip; şişeyi kafana dikmektir, mutluluk.Biraz kızıyorlar bardak kullanmamana ama şişeden içmeyen var mı mutluluğu? Şimdi bardakmış, kadehmiş, kristal olsa da tadı yok be...
          Artık hepsi yarım. Her cümle-kelimem de olduğu gibi. Hatırladığım anlar gibi. Yarım hayatların sahibiyiz.Yarım dünler, yarım bu gün yarın zaten yarım. gittiğinde-gittiklerinde. Tam porsiyon söylenen yemeğim de yarım.Öylesine açım ki oysa; yesem yesem doymam. İçsem içsem kanmam.

          Rafları silinen büfe gibi, tozları öksürtüyor, geçmişin de.

          Umut şimdi; dizlerimin titremesi gibi, bağlarının çözülmesi gibi.

          Koşmak isteyip de, tekerlekli sandalye de mahkum olmak gibi.

          Gelecek; eskiden beklediğim ekmek kuyrukları gibi. Parkın bir köşesinde. Tez gelse de iki kaysam, belki, belki sallanırımda.
          Sallanmak demişken; anlatacak kelimeler el ele tutuşup da bir araya gelmiyorlar. Yaşanacak bir duygu. Hayat gibi. Heyecanlı, tutkulu, her an düşme korkusu.İçine dolan hava gibi. Biliyorsunuz ya işte...
       
           Hayat böyle, yaşamaya korkuyoruz. Lakin bir kere başlayınca bir daha bırakamıyoruz.


                                                                                    zaman : )( :

25 Ağustos 2011 Perşembe

Ölümsüzüm seninle.



Gözlerim artık görmüyor . . .başkasını !!


Duymuyorum hiç bir sesi . . .adımı söylediğin kulaklarımda


Dilim dönmüyor ölüme bile . . her cümle seninle başlayıp noktasız bitmiyor . . .


Unuttum tüm kokuları . . . Senin rahiyalarının sorhaşluğunda . . .


Ellerim hissetmiyor buz gibi her yer . . .Sıcak ellerinin dışında kaldım


Ayaklarım yürümez oldu . . . Tüm yollarda seni arar perişanım.


Kalbim atmıyor artık . . . sensiz kanım çekildi sebepsizim


Son nefesimde . . . Hayalin geldi artık Ölümsüzüm seninle.

zaman :)(:

21 Ağustos 2011 Pazar

Nefes almanın tadını hatırlıyor musun? Yoksa bu bir alışkanlık mı? artık.

m0n0t0n her zaman kinden yani
aynı kafe, aynı tabure, aynı küçük sevimsiz mekan, tanıdık alışılmış aynı zaruri yüzler aynı boş;
"nasılsın? iyiyim ..hımm peki ya sen? aa evet ben de aynı bildiğin gibi" cinsinden cins lakırdılar
iki samimi veya normal kişi,böyle konuşur mu? konuşmamalı, 

böyle konuşmalar tatları aynı ama artık daha umursamaz, zaten oluşuna bırakılmış bir hayat,
çekilmez bir ben, çekimser bir ben daha,
dahası bir ton aynı-ayrı-aylı-aslı-aklı-şaşkın-şaşırmış
veya yok şaşırmışı unut değişik olmayan her şey
biraz umut, sadece dünden geriye kalan kumanyamda sadece bir parça umut katıksız, bir yudum var yok artasında huzur, ama ısınır ya matarada hani öyle bir huzur işte
konuşmalıyız bi'l ahiri konuşmalıyız
sen nasılsın ? diye sormuyorum varsa söylemek istediklerini söyle benim merak ettiklerimi falan unut sen neler düşünüyorsun onları de bana
ama bir soru, mesela şu olabilir.
Nefes almanın tadını hatırlıyor musun?
Yoksa bu bir alışkanlık mı artık?

zaman :)(:

Kuru Bir Gün-aydın


Günaydın, globâl dünyanın çark dişlileri.
Nasılız?
aşınmaya devam. Arada iki yağlarlar randuman alırlar. Eski savaşların ayan beyan sömürü sisteminde ki köleleri;
nasıl?
görünmez prangalar rahatsız ediyor mu?
az daha mı sıksınlar?
Güneş var ama ısıtmıyor ve yaşlı kemiklerim sızlıyor. Bize emanet ya gelecek... nesiller. Emanete tecavüz edilirken susmak, hıyanet etmek daha mı kolay?
vicdan nerede?... dibi bile yok dünyanın aslında hep kendini kovalarsın.Kuyruğunu kovalayan miskin kedi/köpek-ler gibi. Arar arar bulamazsın, bazen kelimeler kifayetsiz kalır hıçkırıklara boğulur, susarsın. Muazzam bir sanrı baş verir… Neyin gerçek, neyin sahte olduğunu ayıramaz inanıp, inanmama arasında sıkışırsın.
Aciz misin?
Aynaya bak. "O" sensin. Seçilmemiş, seçmiş olan sensin.
İlla ki ilahi bir güç mü lazım?
Oturduğun yerde, bir depremle dünya yok olsa artık harekete mi geçeceksin?
Gülücüklerle dolu bir ömür temenni ederim… Günaydınımtrak efendim

zaman :)(:

18 Ağustos 2011 Perşembe

Bir Zamanlar

Z) Tamam o zaman fısılda sende geceye sessizce yorgan altın da ağlardım geceleri içimi çeke çeke ....

Y) Geceler o kadar sağırdı ki fısıltılarım boğulurdu kendi sesimde...ağlardım... yastığım bir denizdi sadece..

Z) Boğuldum sandım yine meğer ne iyimsermişim ben, kalmamış geriye bir tek zerrem bile : )( :

Y) Boğulmadım neyse ki gözyaşı denizimde..öğrenmeliydim yüzmeyi harcamamak için tek bir zerremi bile..

Z) Neyse ki benim o deli gönül yine ....ne deniz boğabilir ...nede zerrem incinir....tek tasam yine sen ...sensizlik kapkara tarifsiz üstümü örtüverir.....

Y) Gönlüm delidir leb-i derya da gezinir...böylelikle sensizliği üstünden atıverir:D

Z) Çekiştirir yakamı ... ustüm başım bulanmış kan mı .... deryalar da yıkansam..... sevdam aklanır mı...

Y) İki elim yakanda üstünde ki kan değil! öfkemden sıçrayan bir parça ah'tır... hiç boşuna uğraşma nice kevserler sana haramdır!!!

Z) İçiyorsam badeyi bal ile (sevgili) .....Haram değil farz bize .....Uğraşım boşa çıkmış kime ne .... Sen öfkeni sıçrat hep üstüme .....Sevgin buysa boya al ile ....


---Hayal tadın da gelecek kapında rüyalar diyarın da




http://www.youtube.com/watch?v=Id0ly_rEubQ


zaman :)(:

Güzel Bir Şey;

Güzel bir şey;
Dünyada savaş varken, millet ölüyorken, sen sevişebiliyor ve hatta üreyebiliyorsun.
Millet açlıktan ölürken, sen yemeğini söyleyip, tabağında kalanı ne olacak, açlar var dur aq diye düşünmüyorsun.
Engelli olan birisi, misal yerinden kalkamazken, sen uflayıp, puflayıp, yatağından, koltuğundan, kıçını istemsiz de olsa kaldırabiliyorsun.
Arkanda kalan onca yakınını, akadaşını,yaşamı ve ölümü bırakıp gülüp, gerçek kahkahalar atabiliyorsun.
Neyse fazla uzatmayayım bu türevler çoğaltılır elbet. Ama sakın yanlış anlama burada sana bir ithamda bulunmuyorum.Bu her birimiz için güzel birşeyin dış görünümü. Burada asıl güzel olan unutuyor olabilmemiz. Tamam sövüyor olabilirsiniz ama az sövün lan.


zaman :)(:

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Koyu Mavimsi Zifiri Karanlık Bir Sema Altında

Koyu mavimsi zifiri karanlık bir sema altında ya tek başına ya tüm varoluş orada
ya geçmiş gelmiş geleceğe karışmış bir bütün top yükün bir vücut ya boş kalmamış boş var olmuş kontrolsüz kendi varoluşunun önününe geçilmez özgür ahenkli dansına boşluğa ya aklımızın asla yetemeyeceği kara delik misali evrene ya sadece harflere kelimelere cümlelere düğüm düğüm olan yutkunamadan kopkoyu bir hüzün bırakan her haykırışa boş vermişliğe verileni heba edişlere ya tekrar eden farklı olmayan unutulan her an….a umut kalmamış uçsuz bucaksız tarlaların kıyameti getirecek tek bir katre üzerine savaşına yaşadığın kainatın sen farkına varmadan sema edişine sensiz geleceğe gelmeden geçen günlere hasta kalmış yatalak fikirlere ömür yetmez gülüşlere tebessümsüz gün batımından doğan güneşle yeşerişe günün yitip gidişine değil yetip görenine amanın gönlüne sağırın cehresine lal kalmışın kalemi parçalayıp anlamı anlatan durgunluğuna basamasa da ayakları üzerine yakalanamayan ruhuna ve kimse için değil ne dendiği nasıl bakıldığı sorulara cevap vermek zorunluluğu değil verememek korkusu hiç değil sadece doğru olan senin bildiğin geçmişin KÜFRETTİĞİ geçen zamanın KATLETTİĞİ gelecek denilen gaybın BAŞ TACI ettiği ahirin alimi alt ettiği …..Doğum sancısı çeken gerçek bir hayata veda eden bir parça

zaman : )( :

Her Gün Kadınlar Günü

Her var olan gibi insanlarda çift yaratılmış.Bana o kadar ters olmasına karşın susmanın çaresizliğine inat yazıyorum.Çünkü her gün özel görebiliyorsan.
İnsanları olan kargaşada oyalamak için yaratılan en güzel sirk budur galiba özel gün hafta yıl dönüm vs. alış veriş bir ton insanı dünyaya bağlayan maddi eşyaların esareti.Oysaki her gün bir ve aynı kıymette.
Kadınlar gününe gelirsek her şeyin bir asit baz dengesi var, ph ı var bu denge bozulursa zaten anlamı kalmaz dominant olmanın.

Kadınlar . . .anamız olmasa biz de olamayacağımız. . .
kadınlar . . .kardeşlerimiz olmasa şevkat bilemeyeceğimiz. . . .
kadınlar . . .teyze nine ablalarımız da gördüğümüz bir içtenlik. . .
kadınlar . . .arkadaşlarımız olmasa tek taraflı anlayışla gelişemediğimiz . . .
kadınlar dostlarımız olmasa sıcaklıklarını saflıklarını göremeyeceğimiz. . .
kadınlar eşlerimiz olmasa yarım kalacağımız, bir günle yetinilemeyecek;
bir #Nurdur onlar ve üzerimize olmadıkları zaman yolumuzda ışıksız kaldığımız, sapıtık sapkın. . .kıymetini bilelim bırakalım kırılan kalpler bizim olsun ama onlar bir dursun.Seviyorum hepinizi o kocaman bir sevgi taşıyor taşıyor


zaman:)(:

16 Ağustos 2011 Salı

Kalmadı Geriye Yazıldığı Gibi Yaşanan

Düşlerin mi vardı geriye külleri kalan.
Hislerin mi vardı bir bir ıslanarak yanaklarından akan.
Sözlerin mi vardı düyüm düyüm boğazında hıçkırıklara boğulan.
Kalbin mi vardı pırpır atarken kanatları kırılan.
Bir sen mi vardı
Bir ben mi eksik kaldım rüyaların dışında ki hayatından.
Ellerin mi vardı hep boşluğa uzanan.
Korkuların mı vardı yalnız uyanan.
Issız anlarında seni kanatan soruların
Nefes almayı unututtuğun taşan pınarların mı vardı
Üç satır kahkahanın ardı hep mi yağmurla yıkanırdı
Akmış mürekkepleri sayfaların sırıl sıklam
Kalmadı geriye yazıldığı gibi yaşanan


zaman :)(:

beklediğim 9:10 vapuru henüz gelmedi daha seninle görüşmeyen gönlüm bir düş bahçesi . .

biz küçüktük . . .
beşikte büyütüldük . .
sallana sallana alıştık sallanmaya . .
salıncaklardan düştük. .
dizlerimiz param parça. . .
aktı yaşlar çocukluk yıllarında . .
hep bir hayal hep bir vuslat . . .
dipsiz kuyulara sızan hüzmelerin arasından...
gölgelere karışan silüetlerden...
bir tek senin ki var dimam da . . .
hıçkırıklarımda boğulan bir senin ismin var dilimin ucunda . .
kırık dökük eşyalarıma sinmiş bir senin kokun tüter burnumda . . .
yalnız sabahlarımda bir soğuk yel eser mazinin acı duraklarından . . .
beklediğim 9:10 vapuru henüz gelmedi daha seninle görüşmeyen gönlüm bir düş bahçesi . . .
cıvıltılı bir sokakta sağım solum gül kokulu bir iki veranda da takılı kalmış aklım . . .
ne yaptıysam olmadı susmadı akıl bile almıyor bu dediklerimin sonu hep mi hüsrandı...
bilmezdim bu kadar bildiğimi belirsizliklerin içinde seni sevdiğimi . . .
sevmeyi bilemedik mi hiç. .
oysa özgürce haykırıyorum şu an o kadar dingin ve sakinim ki tüm demirleri kaldırıp fırtınalara yol alır giderim ufukta kaybolana dek dümendeyim. . .
kayıp gitmeden düşlerimiz elimizden son bir Arafat biçilmişse bize gel bekliyorum seni...
sessiz çığlıklarıma hür bir zarafet kat ve hisset bedenimi atan kalbimi . . .
bir olmak yolunda ölüyorum ya işte adını "AŞK" koyacaklar her sonu yalnız ve açlıkla biten gibi.. .
gün batımına içiyorum şimdi Abu Aşk meyler bana helal kılındı kimse alamaz bu hazzı içse de kârı yok tüm varı yoğu.


zaman :)(:

"Neden"

Güzelim;
Sen hep öyleydin işte bir başka ve bambaşka kalacaksın.
Şimdi veya sonra evveli veya ahiri ,yolcusu, konaklayanı asıl olan soru "neden" ?
Evet asıl olan bu.Bir boşluk var şuan bir garipseninme bir bilmece birdir bir -leme çok şey var,
ama az şey gerek.Gitmek istemek, gitmek geliyor gitmek ama kendinden mi nereye gitsen, kimden gitsen gidilecek bir adres bir mağra koy kalınacak sığınacak çatı, ay, sen semaya baktığında parlayan parlamayan yıldızlar, yıllardır ıssızız içimizde dinmeyen bin bir dilek.
Bir gün Habeş den çıktım Bağdat a gidiyordum.Yolda rast geldiğim bir bin dere köyü delisi ile anlamadan bir su başında sohbete koyulduk.İşlek bir yoldu.Gören bize bakıyordu.Aralarında fısıldıyorlar homurtular ayyuka çıkıyordu.Bu ceryan eden olaylar beni meşgul ediyorken
*deli;
Bana bak bana dedi !!!
kafamı çevirdim o hiç kesmeden konuşmaya devam etti.
Sen orada kimi arıyorsun ki ? bakınıyorsun aradığın orada değil.Eğilde suya bak.
Sen ne duymak istiyorsun ki ? millletin dediklerine kulak kabartıyorsun.
Sus bak kalbin ne diyor.Atıyor mu ? iki güm bir pat !!
Ağzını açıp açıp yutkunuyorsun kime ne diyeceksin ?
Önce kendine bir iki sorun yok mu ?
Gevelemeye başlayamadım bile ardımda bir gümbürtü koptu döndüm ki seyyar bir tüccarın katırı huysuzlanmış arabasının tekeri kırılmış ve malları olduğu gibi yere serilmiş.
*deli ye dönüp yardım edelim diyecektim ki yerinde serin yeller esiyor. . .

Zaman :)(:

Belki Çok Fazla Sana; "Seni Seviyorum" Diyen Olacak

Belki çok fazla sana "seni seviyorum" diyen olacak ama hiç birini benim sesimden duyamayacaksın. O sırada gözlerine bakacaklar (cesursa) ama benim gözlerimi arayacaksın. Sıkıca sıkacaksın ellerini ... Buz gibiler çünkü benim ellerimi tutamayacaksın. Bir bulut gümüş renkleriyle kararak gelecek... Gözlerinden eksilmeyecek puslara dönüşecek , yer yer sağnak yağacak. Yastığa başını her koyduğunda dizlerimin sıcaklığını sarıldığın güvenimi özleyeceksin. Bir iç çekişinle derdini anladığımı. Bir iç çekişimle suskun anlarımı. Kapın her çaldığında kalp atışların hızlanacak. Buz gibi kapı tokmağı seni karşılayacak.

zaman :)(:

Üzdüysen Üzerler

Zaten bir zaman sonra ancaka uzaktan bakabiliniyor. Ruhsuz olunca yani aslen bedensiz kalınca anlaşılıyor ya. Anlayana kadar vakit çoktan geçiyor, maalesef iş işten sen senden ben benden geçmiş oluyoruz. Şüpheyle de alakalı değil. Gizli veya ayan beyan olan "kalple" ilgili vicdanla, varsa sorun yok ama var mı ? Olmazlar oluyor bitmezler bitiyor ama bırakılan iz açılan yaralar kapanmıyor. Sen sözlere hapset çığlıklarını hıçkırıklarını, suya boğulsun sulak arazilerin olsun yatak yorgan dön dur gözünü her kapattığında orada olacak evet orada olacak o_0 Gizlenemezsin bulurlar, kaçamazsın yakalarlar sussan da duyarlar 
Hayat bu üzdüysen üzerler :)(:



13 Ağustos 2011 Cumartesi

Yağmur Yağıyor ..

Yağmur yağıyor
Sağanak sağanak
Yağmur yağıyor
Tüm olan bitene inat
Yağmur yağıyor
Pırıl pırıl
Yağmur yağıyor
Sokaklar sırıl sıklam 
Bu gün damlalar altında yürüyorum 
Bu gün yağmur yağıyor zerrelerimde hissediyorum 
Yağmur yağıyor
Islak kirpiklerim 
Yağmur yağıyor 
Sellerinde boğuluyorum 
Nefes alamıyor hıçkırıyorum 
Yağmur yağıyor
Saçaklara sığınıyorum 
Aralık vermeden, bir an bile 
Işıksız gökyüzü 
Soğuk doluyor ciğerlerime 
Solgun benzimde tek bir renk grimsi 
Yağmur yağıyor 
Rab böyle istemiş
Delinen gök bile hüzünlü bu gün 
Yağmur yağıyor 
Bu gün her yere ama her yere 
Zahiri veya sübûti
Yağmur yağıyor bu gün 
Hem içime hem dışıma
Tabiat bile yanımda 
Suskunluklar bozuluyor 
Paramparça hıçkırıklarla 
Yağacağı varmış bereketten ziyade 
Feryattan öte bir yangının bağrına 
Korkusuzca iniyor 
Teker teker çarpıyor 
Kaçmak kendini boş yere kandırmak bu gün 
Yağacağı varmış 
Yağmur yağıyor 
Ilık ılık; buz kesen bedene 
Yağmur yağıyor 
Ufukta yaklaşan fırtına 
Unutulmuş, tozlanmış tüm geçmişin geleceğinin üzerine 
Berraklaştıkca sancıyor 
Dil dönmez bu gün kup kuru 
Gözler dinmez bu gün 
Yağmur yağıyor 
Tuzlu tadı dudaklarımda


Bu gün yağmur yağıyor. Kim bilir hangi topraklara, hangi hayatlara. Islanmaktan korkmuyorum. Yollar daha serin ve temiz. Hayatlar daha ferah ve yalnız. Yağmuru seviyorum. Olduğu gibi hür ve temiz. Suskun, birikmiş,bezgin,zor.....kolay olacağını vaat eden olmadı. İnsan aynada gördüğü kişiyi tanımadığını fak edemiyor.

Yk